18 Nisan 2019

Sende Uyarsın

Demedim mi?
Sende uyarsın bana
Yolarsın saçlarını
Sert yağmurlara dalarsın
Laf atarken boş yollara
Sende uyarsın insanlara..

Sevmem dedikçe seversin
İflah olmaz dedikodularla
Aşkı, yari şekillendirirsin
Demedim mi ?
Uyarsın sende bana
Bulduğun ilk aynada
Kendi haline gülersin

Kalem tutmayı unutursun
Elin saklanmaya alışır
Çiçeklerin saksıda kurur
Dilin en güzel iltifata çalışır
Yorarsın, kandil yakmak için
Islanmış zavallı iki kibriti
Ve kızarsın yanmıyor diye
Görmezsin gözlerde ki zahmeti

Demedim mi ? 
Sen de uyarsın
Değişirsin ilk alkışta
Atarsın o sade hayatı
Kapılırsın zengin bir düşe
Yıkarsın burçlarını kalenin
Yeni bir kule bulursun
Görmek için etrafı
Yerdekileri unutursun
Arkadaşların bulutlar olur
Karanlık bir han odasında
Güllerin üzgün durur

Demedim mi
Sen de uyarsın
En kolay, ölüm derken
Ölmeye uğraşırsın
Gelmem demek yoktur artık
Sen de aynı çağrıyla bana uyarsın..

H;M

17 Nisan 2019

Anlamazsın

Ufka dalmışken bir gün yine sen,
geçmez demiştim aynı gemiler ve kuşlar
sanma aynıdır saçlarından esen,
sanma aynıdır bıraktığın yerde ki bakışlar

yanaklarında iz olurdu ve ben bilirdim sadece
yaz mevsiminde bile an an yağmur olduğunu
geçmeyen şey ne gündüzdür ne kısa bir gece
anlamazsın ki saati hangi mevsime kurduğunu

o sessiz çığlıklar ruhunda dolanırken
gözlerin yollara son kez çıkmaya çabalar
attığın mektup adrese ağır ağır varırken
Hayalinle birlikte mahzun kalbinde ağlar...

H;M

Sonunda

Akıp giden sığ sulara aldırma sen
Bir yer bilip kavuşacaktır sonunda
Aldatmasın rüzgarlar ki çok sert esen
Bir an gelip  durulacaktır sonunda.

Konup göçen o kuşlara aldırma sen
Yuva kurup yaşayacaktır sonunda
Aldatmasın yaz yağmuru ince düşen
Kalmaz o da kuruyacaktır sonunda..

H;M

16 Nisan 2019

Bir Ben Uzağım


Bir ben uzağım sana
İpek saçlarına bir ben dokunamadım
Bir ben tutamadım güzel ellerini
Bir ben konuşamadım;
Bir ben kavuşamadım sana

Bir benim geçtiğim yollar ıssız
Bir sensiz kaldığım yıllar
Bir benim yüreğim meçhulde yalnız
Bir seni bekleyen bomboş kollar..

Anlatamam sana derdimi
İçimde saklarım
Eğer ki söylersem üzülür ağlarsın
Kıyamam ben sana yarim
Kıyamam gözyaşlarına
Sensizliğe  giderim , uzaklara..
Yeter ki sen ağlama

Bir ben olsamda
Senden çok uzakta
Bir sen varsın tek sen!
Benim ismini andığım dudakta.


H;M

15 Nisan 2019

Yanımdayken

Sen uzaktayken gözlerim yorulur
Çiğ düşer yapraklarıma
Konuşmak isterim, seninle
Buluşmak isterim
Hiç bitmeyen rüyalarına
Sarılıp sahip olmak isterim..

Sen uykudayken güneşim de uyur
Yıldızlar göz kırpar uzaktan
Gelmek isterim
Ve Sessizce yanına kıvrılıp
Kalkmamak, uyumak
Seninle bir olmak isterim..

Sen yanımdayken heyecanım olur
Kuşlarla yarışırım gökyüzünde
Ayaklarım basmaz
Bulutlar dans eder benimle
Hiç bir şeyim noksan olmaz
Aşıklar şifa bulur dilimle..

Sen içimdeyken ben ne olurum
Hep benim kal gitme uzaklara
Üzmem, hiç kırmam ki; sana
Kış ayında taze çiçekler bulurum..

H;M



Ağlamam

Sen mevsim olsan isim koyamam
Bazen soğuk eserken sözlerin
Yağmur gibi ellerini tutamam
Her gün çok yakarsa gözlerin
Hep taze çiçekler açamam..

Sen şiir olsan nokta koyamam
Bazen iki nokta düşerken  cümlene
Bazen yetecek sayfalar bulamam
Ya kalbinde atan berceste
Hep uzun uzun yazamam

Sen takvim olsan bir yere asamam
Bazen gurbet çizerken yaprakların
Arada vuslata bir yer bulamam
Aldıysa tadını gönül bayramın
Sana her gün kurbansız kalamam.

Sen yarim olsan uykulu kalamam
Bazen naz ederken tatlı dilin
Bazen bir iltifat bulamam
Bana ait öyle mi nazlı kalbin?
Ağlatsan da artık hiç ağlamam


H;M





13 Nisan 2019

İki Kelime

Hani anlamsız kalır ya her şey
Gün hükmünü alır gece siyahını
Gölgeler çekip gider ya zamanla
Hani içine ılık hisler düşer
Ve aşkta gelip geçer rüyayla
İşte beni de  vurdular
İki kelimede, sessizce
Ve anlamsız kalmıştı  her şey
Birlikte aynı sözlere düşünce.. 

H;M

11 Nisan 2019

Aşk Sayıklamaları 10

Kaybolmaktan korkardım daha gençken, gökyüzüne bile yalnız bakmak istemez kısa sürede çekerdim gözlerimi, bir bulut alıp da gidecekmiş zannederdim. Sokaklar boştu o zamanlar tıpkı gönlümün boş olduğu gibi. Ara sıra geçenler olurdu ama kimse kalmazdı, bakınırdı biraz sessizce giderdi. Gerçi sokaklar şanslıydı birilerinin gelme ihtimali vardı illaki; ama gönlüm öyle miydi..

Kaç Leyla Mecnun hikayesine başladım bilmiyorum, gerçi hepsi o isimle başlamıyordu ama ben hemen koyuyordum adını bekleyene: Leyla..

Niye leyla niye hep leyla bilmiyorum. Aslında bilsem ne değişecek ki, her şey güllük gülistanlık mı olacak, elbette hayır. Kavuşamayanlara bir af gelip buluşacaklar mı bir gün batımında.

Korkularım daha çoktu demiştim ya gençken, o hikayelerde çok kez yarım kaldı. Bitirmek istemedim gençtim çünkü daha vakit vardı, yalnız sokaklarıma bir sakinin yerleşmesi için. Çıkmaz sokak olsun istemedim hiç, duyulursa bir çıkışı yokmuş diye ilelebet kimse uğramazdı, gençlik işte. Halbuki aşk öyle bir şey değilmiş. Mekan, zaman, mevsim, hiç bir şey fark etmiyormuş. Hepsi tek kalıyor ama sonsuz duruyormuş uçsuz bucaksız kalpte.

Belki de bu yüzden Leyla bu yüzden Mecnun, kavuşamadıklarından değil bence, tek kavuşamayan onlar değil çünkü,  Mecnun ararken Leylayı kavuşmak için değil her şeyiyle leylalaşmak için arıyordu, Leyla da Mecnun rengine boyanmak için bekliyordu.

Şimdi öyle mi ya aşk nazlı olmalıyken nazlı olan hevalar oldu. Heves aldı yerini Leyla olma hevesi Mecnun olma hevesi, hoş o heves için dahi biraz yanmak gerekirken, o da kalmadı bitti.
Gençken bende hevesliymişim sevmeye sevilmeye, o vakitler anlamamışım Mecnun'u hiç, aşık olunca her şey düzeliyor sanmışım aslında aşk sanmışım kalp hızlanmasını.

Şimdi korkmuyorum gökyüzüne bakarken biliyorum o bulut gelip beni almayacak bir zaman daha. Sokağa çıkarken de aldırış etmiyorum çünkü mekan ne kadar kalabalık olursa olsun sen yalnız kalabiliyorsan, içinden hala bir mecnun sesi geliyorsa elbet bir Leyla yazılmıştır. Kavuşmak yazılmış mıdır yoksa sade ismimi verilmiştir bilemiyorum..

Bazı şeyler ne gençken bulunuyor ne ihtiyarlayınca anlaşılıyor.. Ne gençlik aşksız kalamam diye ağlarken bitmiyor, ne ihtiyarlık yalnız kalbe uğramıyor.  Zaman her şeyi kuşatıp eskitirken, ömrü de eskitiyor, ve ben korkmuyorum Leyla'sız ölmekten, çünkü biliyorum beni bir Leyla bekliyor..

H;M


Kaçtım

Mevsimler dörttür  alemde
Ben hep besinciyi açtım
Koyamadım ki hiç bir isim
Korktum sana aşktan kaçtım

Saatler yirmi dörttür de
Ben hep yirmi beşte kaldım
Ömür böyle tez geçse de
Korktum yine, senden kaçtım

H;M

Hiç

Gün düşer,
Alırsın son sözlerini akşamın
Bir heyecandı, geçti
Ağlamak için
Yalnız, yollara çıkarsın

Gün düşer
Yine ararsın  gençliğini
Eski fotoğraflar anlatır
Duymak istemez yüreğin
Bir ömrün hiçe gittiğini..

H;M

Rüya

Bir gece sana gelirim belki
Henüz sen uyumamış olursun
Okşarım saçının her telini
Huzuru gözlerimde bulursun

Gitmem diyemem ki çağırırlar
Ağlatmak istemem, ağlatırlar
Rüyan sanma yarim bendim gelen
Herkesi bir gün uyandırırlar..

H;M

10 Nisan 2019

Üzülme

Üzülme geçer elbet bunlarda
Güzel gözlerin daha solmasın
Hep hüzün olmaz kalan yıllarda
Dün oldu, bırak bugün olmasın.

H;M  :)

09 Nisan 2019

Beklerim

Gözyaşların var şu an avucumda
Sevda zanlısı gibi bakıyorum
Kaçma sebebi bu olmalı, derken;
Birden senle ölümü, korkuyorum!

Hiç gelmiyor gece kadar kolayı
Beklemek şimdi  zorların en zoru
Mevsimlerde ki en dertlenmiş ayı
Bulmak nazlanmış sevdamın son yolu

Ve ellerin var şu an hayalimde
Senin gelmene daha kaç sene var
Beklerim nasılsa bir gün benimsin
Kazsanda kalbimde her gün bir mezar

H;M

Var mı

Bir aşk şarkısı yazsan
Bir kısa name
Atacak postan
Alacak yarin var mı?
Açıp camı haykırsan
Duyacak sevgilin
Ağlayacak yerin var mı ?

H;M

08 Nisan 2019

Bir Düş

Bir seher vakti ayazında
Çalarsam kapını ansızın
Elde gençlikten kalma resmin
Bakarken yine son defa
Bir iz değilse uzaklara
Rüyana girersem ansızın
Bu Sonbahar yağmuruyla..

Hani en güzel rüyalarda sen olurdun
Hani güllerdi senden renk çalan
Sokak ağlardı olmasan camda
Gökkuşağıydı hani bizi kıskanan.

Bir ezan sabahında
Çıkarsam yoluna
Ayağımda vuslat kokusu
İçimde güzel gözlerin
Çalarsam içli içli kapını
Bir ses veren olmazsa ya
Yalnız kuşlar çıkarsa çatıya
Utanıp herkes kaçarken
Ya isimsiz aşklarda duyarsa..

Bir seher vakti duayla
Çaldım kapını ansızın
Yoktu yüreğinin yangını
Yoktu, kalbindeki sızın..

H;M

06 Nisan 2019

Kar Tanesi














Taze bir fidanın dalında üşüyen
Titrek gözlerimde garip ve yalnız
Yokluğun gölgesinde hasret çeken
Ürkek ellerimde sakin ve ıssız
Süzülerek semadan aheste aheste
Kar tanesi sendin dinmez sevgimde

Yolların izlerine damla damla
İnen sevdanın silinmez yankısı
Ahu zar oldu senin yokluğunda
Düşen bir çiğ tanesi dudaklarıma
O feryadın yürek dağlayan acısı
Gül-i zar mı ? beni bekleyen sabaha

Kar tanem ben olsaydım senin adın
Buğulu yaprağı kalsaydım tek dalın
Açılmamış hasret dolu papatyanın
Ben olsaydım kar tanesi, ben olsaydım


Penceremin kuru camları seni arar
Gece kaybolur kirpiklerim kanar
Her düşen ahı kar tanem,
Esen her rüzgarı
Burkuk hislerle gözlerin sanar..

Kar tanesi seni yoklukta aradım
Kar tanesi seni vuslatta yokladım
Sana bağladım gökte süreyyayı
Çoban yıldızında gizlice ağladım

Görmediğim aklar saçıma düştü
Sana varmak belki masal belki düştü
Güneş doğmadan bil ki sönmüştü
Nice insafsızlar bahçeme üşüştü


Kar tanesi ılık ılık düş yarama
Meydan oku seni kuşatan zamana
Kollarını kapat vicdansız sabaha
Kar tanesi tatlı tatlı gir rüyama

Sensiz biçare kaldım, çöller taşımaz
Yağmur düşmedi tenime hiç düşmedi
Sevenlerim güler hiç birisi ağlamaz
Rüzgar esmedi ruhuma, yazık esmedi..
Süzülerek semadan aheste aheste
Kar tanesi sendin bitmez sevgimde.

Gelin gibisin bembeyaz ve tertemiz
Ne bir örtü var ne de küçük bir iz
Usanmayıp inişin karanlık evlere
Latif bir isimdir sevdalı gözlere
Yanağıma gel, ve hiç ayrılma ordan
Kar tanem sen farklısın düşen kardan

Çiçeklerin yaprakları üşür ve titrer
Bir boranda ağaçlar semaya gürler
Mehtap gibi aydınlık karlı günler
Seni arar seni sorar suskun diller
Nakış nakış örgüsün pek nazik ve ince
Mahcup olmuştun seni karşımda görünce


Kar tanesi seni zindanda tanıdım
Kar tanesi seni hep baharda aradım
Sana bağladım gökte süreyyayı
Çoban yıldızında gizlice ağladım

Leyla'nın gözleri mi bu kadar güzeldi
Mecnun mu yoksa en çok deliydi
Bağladın hisleri bağladın kalpleri
Güller soldu hep, bülbüller de inledi.

Süzülerek semadan aheste aheste
Kar tanesi sendin bu meçhul sevgimde...

H;M
                                         2000/2019

05 Nisan 2019

Varsın


Sen varsın her anımda
İçtiğim çayın şekerisin bazen
Kızdığım yağmurun sesi
Söyle varsa seni çok üzen
Aydınlık olmasın hiçbir gecesi

Sen varsın karşı evde yan sokakta
Gök yüzünde  bulutsun, dalda çiçek
Gelinsin ince telli bir duvakta
Sabır, elbet bu günler de bitecek..

Her anımda yokladığım sensin
Acı  kahvesin  hatırı bitmez olan
Gonca gülsün  yaprağı açmayan
Varsın  işte  bir yerde; her yerde
Burdasın, ordasın, yanımdasın, uzaktasın..
Fark etmiyor  ne olsa çevremde
Hep ismini andığım  dudaktasın..

H;M


Baht

Bilmem ki ne yönde tutsam ilgini
Sen süslü dünyanda güzel ben dünyasız
Olmuyorsa zorlama artık kendini
Sorana böyle konmuş dersin bahtımız.

H;M

Kalmalıydın














Gidenlerden en çok sana yandı kalbim
Sen  gitmemeli , kalmalıydın
Her sabah başucumda ,
Pencereyi  açarken günaydın 
Toplarken  perdeyi  evi
 Sesi olmalıydın akşamın..

En çok sen duymalıydın
Canım diye çalan zil sesini
Ve koşup kapıya heyecanlanmalıydın
Kesmek için  bu garibin nefesini,
Sarılıp günün yorgunluğuna
Kalmalıydın durmalıydın
Nazlı bir öpücükle  al yanağına
Ömür boyu  benim olmalıydın...

H;M



04 Nisan 2019

"CEVHER"

Aldanma, var elbet içinde gizlenmiş cevher
Küçük bir dokunuş olursun pek kıymetli Mücevher.

                                                            H;M  
     

03 Nisan 2019

Ağlıyorsun


Ağlıyorsun yine ağlamam demiştin
Ne oldu sihirli aynalar mı kırıldı,
Gözlerim ışıldar gülerim ben demiştin
Gonca güller şimdi sana mı darıldı

Ne bu telaşlı kaçış caddeler içinde
Bir zamanlar mutlu mutlu gezmiştin
Kimse yok mu yalnızlığının sesinde
Aşıkları daha dün sıra sıra dizmiştin

Koşuyorsun adımlar senin de önünde
Güzel yüzün bir nefreti yeni tadıyor
Sitem olmamalı halbuki sözünde
Asıl şimdi kalbin korkuyla  atıyor..

H;M

02 Nisan 2019

Bıraksalar

Bıraksalar
Tutar mısın elimden
Kaldırır mısın hayal yığınlarımı
Yoksa;
Kaçar mısın yeniden ?

Bıraktılar
Ellerim ah ellerim  üşüyor
Gözlerim hala aynı yerde
Bak bir  hayal daha düşüyor..

 H;M




31 Mart 2019

Biraz Anlayış


Bir insan en çok neyi severse uğraşırsa onunla imtihan olur demişler. Güzel bir tespit ve aynı zamanda yol gösterici. Biz insanoğlu en çok neyin sıkıntısını yaşıyoruz ? tabi ki Dünyanın ve
bitmek bilmeyen ihtiyaçlarının sıkıntısını..
 Ah ne olaydı da bir soluklanıp bakabilseydik etrafımıza, geride bıraktığımız ömrümüze. Bakabilsek göreceğiz aslında elimizde çok bir şeyin kalmadığını, ömür sermayesinin mum misali eridiğini ve bir zaman sonra biteceğini.
 Dünya hiç bir zaman bizim olmayacak, oluyormuş gibi yapıp balık misali kayıp gidecek elimizden. Biz öyle bakıp kalacağız ardından elde avuçta bir şey olmadan..
Dünya ihtirası her sıkıntının başı aslında. Huzur yoksa, sukunet yol bulmadan kaybolup gidiyorsa bu
dünyanın peşinden fütursuzca gitmenin sonucu aslında.
Herkes huzur peşinde mutluluk peşinde, ve bunların salt zenginlikle mümkün olacağı gün be gün kazınıyor zihnimize, gerek televizyonlardan gerek etraftan.

Sabah uyanıyoruz akşamdan kalma işler, akşama çıkıyoruz sabaha yetişecek hedefler, az kaldı şu da bitsin; bir halledelim normale döneriz.. Çok tanıdık sözler ve niyetler. Peki bitiyor mu bitecek mi ? elbette hayır dünyanın hangi işi tam bitmiş ki bizimkiler bitsin de rahata erelim.
 Dünya işlerini bitireceğiz derken aslında önce etrafımızı, ailemizi ve en son kendimizi bitiriyoruz. Çünkü öyle anlamlar yüklüyoruz ki anlamsız pek çok şeye, hayatımıza anlam katanları ıskalayıp unutuyoruz. Evladın saçını okşamayı, eşimizin elinden tutup gözlerine bakmayı bırakalı çok oldu. Yapıyorsak da biraz görev gibi oluyor; aslında biz samimiyeti ve anlayışı kaybettik. Hemde hiç samimi olmayan dünya denen yerde, ne acı değil mi.. 

Samimiyet sahibi olmak için güzel bir anlayış yakalamalıyız, Sevdiğimizin gözlerine bakarken Rahmani olanı görüp hislenmeli, ruhunu incitmemek için gerekirse biz  incelmeliyiz . Çünkü bu dünyada ki en has varlık insan ve ne varsa helal olan haram olan; hoş olan nahoş olan hep insana dairdir ve hep insanca yaşamak için verilmiş, emredilmiştir. 

Ama ah o nefsimiz o bencilliğimiz yok mu, kırıp döküyor her şeyi, sanki kendimize kalacak her nimet herkesi ezersek , kalmayacak işte yok olup gideceğiz bir gün ve daha vahimi hesap vereceğiz her halimizden her tavrımızdan. 
Halbuki bir okuyabilsek kainatı, niye yaratıldığını bir fark edebilsek anlayacağız çok şeyi ve belki de huzuru burdan taşıyacağız oraya. 
Hz. Resulullah (s.a.v) efendimiz ne güzel buyurmuş;  

"Allah, merhametli olanlara rahmetle muamele eder. Öyleyse, sizler yeryüzündekilere karşı merhametli olun ki, semâda bulunanlar da size rahmet etsinler. Rahim (akrabalık bağı) Rahmân'dan bir bağdır. Kim bunu korursa Allah onunla (rahmet bağı) kurar, kim de koparırsa, Allah da ondan (rahmet bağını) koparır." (Ebû Dâvûd, Edeb 58; Tirmizî, Birr 16..

Bizlere ölçüyü ne güzel sunuyor değil mi.  Huzurun da bereketin  de sevginin de anahtarı bu merhametli olmak anlayışlı olmak ve elimizden geleni yapıp ,çabalayıp uğraşıp son noktayı Hz Allah a bırakmak, yani güzel bir tevekkül sahibi olmak... 

Bizimle aynı fikirde olmayanları çok çabuk kırıp atıyoruz öyle ki değil etrafımız en yakınımız eşimiz, çocuğumuz bile olsa aynı davranıyoruz.  Ne kolay kalp kırmak ne kolay bana ne deyip sırt dönmek. İmtihan sahibiyiz iman sahibiyiz diye gururlanırken, ilk imtihanda kağıdı boş verip çıkıyoruz, niye ?  sorular bizden değil diye.. Halbuki biz sorulardan uzağız, çünkü biz cevapları ezbere almışız zihnimize, bu yüzden cevabı yamayacak soru arıyoruz. Soruyu bulamayınca cevabı değil, soruları suçluyoruz, değil işte sorular, dertler, sıkıntılar suçlu değil, tembel olan o imtihanın nereden geldiğini anlamak istemeyen biziz suçlu; ve Yaradan rahmet gösterip o soruları da cevapları da hazır olarak göndermiş, en güzel, en rahmet peygamberi (s.a.v) ile, bize düşen okumak anlamak ve sadece yerine koymak..

Yoksa ne huzur uğrar kapımıza ne ağzımızın tadı tam olur, aranır dururuz ve hep kendimizi haklı çıkaracağız diye kırar dökeriz. Bir an önce kendimizden başlayalım barışmaya ve önce ailemizi alalım sımsıcak bir selama ve arkası da gelir samimi olursak, çünkü buranın imtihanın sonuçları yarın verilecek elimize, ve o zaman çok geç olacak, çok geç olmadan tekrar başlayalım... olmaz mı ..   unutmayalım;  
"Merhamet masum olduğu için her kalbe uğramaz" .. 



                                                                                                                                                                                                              H;M


Suskun



Ilık bir sabaha açmak gözleri
Ah ne kadar uzak bana yıllardır
Mevsimler hiç bahar değil öyle mi
Başucumda bekleyen hep kışlardır

Yorgunluk akşamdan kalmamış
Hiç mi yok  normal bir saat normal bir gün
Postacı mektupları  gelip  almamış
Yalanmış  yüzlerce söylenmiş her sözün

Giderim diyordun ya bir  o doğruymuş
Perdeyi çekme vakti bak akşam olmuş
Güllerin  kuruyup solarken, yoksun ya
Tüm kuşlar cam kenarında yasa durmuş

Yeni bir hayata açmak gözleri
Ah hiç mümkün mü artık  bundan  sonra
Gençlikte  gitti  hiç gelmez  değil mi
Yolum  tek yön karanlık bir mezara..

           H;M

Sır

Dilinde ki o sırrı  çözmek için
Güzel gözlerinden tutmam mı gerek
Seni hep bu kalbimde bulmak için
İki kelimeyle kalmam mı gerek..

H;M

Ah Süreyya











Sürükleyipte yangınları peşinden
Göz kırpar oldun umutsuz geceme
Ne, hazin bir öykü geldi aklıma
Ne de mutlu son sensizken süreyya

Kavuştuk bahara kış başını aldı
Gülüne gül derdim, açtıkça güller
Sormadı kimse hep eksik kaldı
Bir başıma çölde gezerken süreyya

Kandiller eridi ram oldu hicrana
Üç aylarım geldi yine sen gittin,
Aşkınla oruç tuttum nerde hilalim
Kadrime sen düştün beklerken süreyya

Bırak sürüklesin kurtlar sürüyü
Çoban neyler aşkın varken dünyada
Gam çekmez salınca güle bülbülü
Kırdım kavalı seni dinlerken süreyya

Ve hasretin sardı hayal ile seni
Kaçtım derken gülü ateşte buldum
Aşkına vuslat için sefer emri geldi
Bir kez bak, sana benzerken süreyya

Mevsimler  tatsız, güneşim soğuk
Nerdesin şimdi ey güzeller sultanı
Sensiz çöküyor  yine, bu yokluk
Bul beni biraz vakit varken süreyya..



                                   H;M


30 Mart 2019

Bu Şehir


Bu şehir..
Ve bu şehrin ışıkları
Korkunun perdesidir bende
Kaldırımları daha ayrı
Çocuk bakışları var içimde
Bu şehir
Yarin gelinlik giymemiş hali
Solmuş bir özlem defteri
Gözümde sıla kokusu her esintisi..

Gel ey şehir, gel !
Yine yoralım yılları
Aysız , günsüz dünya bulalım
Gel ey..  Gel
Sevdaya uzak duralım.

Bu şehir
Ve bu rüzgar
Ah ne tatlı eser
Okşar sanki yüzümü
Bir canan şefkatiyle
Heyecan gelir kalbime
Ah ! Bu şehir
Karmaşık duygudur bende
Sokaklar gizemli
Evlerde siyah pelerin
Aşkı, muammadır bu şehrin
Ah bu şehir !
Ne edersen et bana
Son nefesim yine sendedir
Ah bu şehir !..

   
        H;M


        

27 Mart 2019

Uyan


Yıllarca çok az göz uykusuz kaldı
Bir çoğu  uykuda hala bilmeden
Gaflet neden her şeyi esir aldı
Uyan ey kalp o hakikat gelmeden..


                                    H;M

26 Mart 2019

Ne Buldun

Hangi mevsimden aldın gözlerindeki rengi
Gündüz ararken  seni hangi gece kayboldun
Yaz desem neden hala o bakışların nemli
Yoksa sen hiç yaşanmamış bir bahar mı buldun

Hangi yıllardan kalma yorgunluk yüzündeki
Gençlikte ararken hangi yaşında kayboldun
Gel desem neden sitemdir o son sözündeki
Yoksa sen hiç yaşlanmamış bir leyla mı buldun

Hangi kitaptan kalma şiirler dilindeki
Harflerde ararken hangi cümlede kayboldun
Tut desem kaçar, nedir saklanan elindeki
Yoksa sen hiç atılmamış bir mektup mu buldun

Hangi çiçekten sinmiş bu koku tenindeki
Çölde ararken hangi gülizarda kayboldun
Yar desem susar, nedir gizlenen kalbindeki
Yoksa sen hiç ağlatmamış bir canan mı buldun

                                                            
                                                        H;M

21 Mart 2019

Bir gün biter

Bir gün biter her şey
Gecenin sabahı olur
Hüznün bir tebessümü
Siyah beyaza döner elbet
Bülbül bulur sonunda gülü
Bir gün kavuşur her şey
Irmaklar denize dökülür
Yanık sevdalar şiire
Bir heyecan yakalarsın
Tozlu yollarında hayatın
Gençliğin fotoğrafta kalır
Evin bir köşesinde ihtiyarlığın..

Bir gün bulursun istemesende
Acıyı, tatlıyı, sevinci, figanı
Hepsi aynıdır aslında
nöbet nöbet dönerler başucunda
Saat saati kovalar
Kurtlar kuzuyu
Herkes bir şeyle meşgul olur;
Aşık cananı bekler
Hasta hep son diye sabahı.
Şeytan bile umutludur
Kovalar binlerce sevabı..

Bir gün hayaller son bulur
Yarın bugündür, bugün dün
Elde avuçta sevilen ne varsa
Geride kalır, gözde kalır
Yalvarsak dahi geceler boyu
Her şey "aynı" diye dertliyken
Sevdiklerin farklı bir haber alır
Islak dua ve ismin
Biter bir gün her şey
Geride hoş bir sadan kalır..

H;M




Dilenci

Zengin gözlerinin yoksulu olsam
Dilensem her akşam seni, geçerken
Nazlı bir bakış atsan yüzüme
Ve o an mecnuna kafa tutsam.

 H;M

Giderler

Giderler hem de tek tek,
Yalnız kalırsın
Yelkenler iner rüzgar..
Gemide bir hüzün başlar
Ne bakmak istersin ardına
Ne de...

Sen de gidersin
Çölde kervan gibi
Her bulut bir ümittir
Ve hatırlarsın
Bu öksüz sevgiyi..

Giderler tek tek hem de
Solgun bir gül alırsın
Yapraklar düşer, yağmur..
Gözlerin sebepsiz yorulur
Hırçındır iki damla
Teselliyi kendin veririsin:
"-Aldırma böyle gelmiş".
.. Aklından geçen bu mu sahi
 Yoksa kırık bir hüsn-ü zan mı
Sarmış, geçen her saniyeni.

Giderler hep tek tek
Bir bulut yakalarsın
Zaman geçer, ömür..
Ufukta son yol görünür
Giderler, tek tek
Gittiler, tek tek..

H;M


Hoş

Dalda çiçek mi solmuş sonbahardan habersiz
Yar bir başka hoş olmuş aynalardan izinsiz
                                                      
                                                          H;M

20 Mart 2019

Ne Fayda




Yıllar çoktan alıp gitmiş hükmünü
Takvim zaten gün gün eksilmiş ne fayda
Çöllerde kaybetmiş olduğum  gönlümü
Bir Leyla bulupta düzeltmiş ne fayda..

Gündüz  aşina, ben gece de kalmışım
Saatler uzun uzun geçmiş ne fayda
Rüya, sanki gerçek; uykuya dalmışım
Ömrüm çok uzun olup bitmiş ne fayda

                                                  H;M

03 Nisan 2013

Aşk

Avuçlarından kayan zaman değildir sadece, aşkta alır gider başını tutamazsın; anlayamazsın gündüz ne vakit gecenin koynundan kaçmış, ne vakit yar selamı sabahı kesmiş?... Peşinden koşturan aşk mıdır, sevgili midir?. Zaman mıdır akıp giden, yoksa biz mi yaşlanırız an be an.. Kimi zaman der geçer, kimide sevgili. Aşk olmasa sevgiliyi kim arardı?. Kim gün sayardı yaşlanmasa? Aşkı ayırıp çıkaramazsın maşuku bulunca; Sevgili, aşkın vücud olduğu surettir, Suret hiç gelmese sevgiliyi de ayıramazsın aşktan, çünkü aşk nefes alman için, özlemen için nimettir.. Nimetin kadrini kimi bilir kimi bilmez ve zaman öyle sessiz gelir ve bir öyle sessiz geçer..* * *Takvimde işaretlediğin gün yaklaşır, içini ateş yakar, gün yaklaşır saatlerin şaşar ama bilirsin vuslat vakti sevgiliye, ve o vakte az kaldı haykırmak için "seni seviyorum diye"... İster ayın on dördü olsun ister ömrün on dördü ne fark eder sevebildikten sonra. Bir aşk varsa yürekte bir maşuk varsa uzakta ne gam; mesafe mi kalır anlaşmak için? kalp aynı ritimle atar yarin avuçlarında..

Arşivden..

18 Ocak 2013

Beklenmedik (!) Ölüm

Ölüm hak ve muhakkak bir gün kapımızı çalacak; bekleyen zaten yok da şu zamanda ölümü, bu beklenmedik lafı nerden çıkar onu anlamam.Ha sapasağlamken iş güç başındayken öldü yoksa biz de biliyoruz ölümü diyeceksek bir soluk alıp bekleyelim. Temel de kim neye inanırsa inansın bir gün öleceğini biliyor çünkü bilinen tarih boyunca bu emirden kaçan yok; olmayacakda. Yani ölüme doğru kurulmuş bir saat dilimi içerisinde hızla tüketip zamanı bizi bekleyen ana gidiyoruz. Bu an öyle bir an ki genç,yaşlı, çoluk,çocuk,ünlü, ünsüz, zengin, fakir, sağlam, hasta ayrımı yapmadan pat diye çıkıveriyor karşımıza. Ve biz henüz ölmeyen ölümlüler şaşırıp kalakalıyoruz. Şaşacak bir şey yok aksine şaşılacak bir şey aranacaksa o da ölüm sonrası hayata ne yapıp ne yapmadığmızı kontrol etmekten geçer , burda nasıl bir nam şöhret bıraktığımızdan değil.
 Ünlü bir isim vefat edince hakikat aslında öyle sert çarpıyor ki, garibanın ölümünde olmayan gerçek meşhur ölümlerde vücud buluyor, ne o gerçek:
"Dünyaya kalacağın kadar değer ver, yoksa senin değerini bir gün en fazla 3 metre kumaşla ölçerler..."

10 Kasım 2012

Huzur iklimi

Altın değerinde bir nimet: huzur. Bulabilenler şu fani alemin en bahtiyarları. Olmayınca ne içilen suyun tadı ne yaşanılan hayatın adı oluyor.  Zaten  uzun olmayan bir hayatın içinde kaybolup gidiyoruz. Dert yükünü ayağımıza pranga gönlümüze zincir olarak vurmuş öylesine yaşıyoruz. Kıyımızda köşemizde gördüğümüz sokak kedileri kadar dahi huzurumuz yok. Peki neden?
 Öyle hemen şu sebeple demek kolay değil. Çok yönlü bir halet-i ruhiye aslında huzurlu yaşamanın tadı. Maddi gerekçelerin hemen hemen hepsinin aciz kaldığı bir hayat dinginliği aslında. Çok paranın çok iyi makamların sahibi olmak, her şeyi yöneten lider olmak, çok bilmek çok öğrenmek huzuru getirmiyor huzurumuza. Huzur huzurumuzdan kaçıp giderken biz yanlış yollarda aradığımızdan olsa gerek bir türlü bulamıyoruz onu. Huzura yaklaşmanın ilk yolu kanaatle başlıyor. Neye kanaat derseniz elimizdeki sahip olduğumuz her şeye. Sonra anlayış ve hoşgörü olmalı bir bünyede. Hoşgörünün olmadığı anlayışın yer bulmadığı bir gönül herşeyden evvel kendisi ile kavgalıdır zaten. Kavga olan yere kim uğramış ki huzur uğrasın. Denebilir ki anlayışın huzura katkısı ne.Anlayışlı olan anlaşılır kılar kendini ve derdini meramını anlatabilecek durumlar oluştuğunda paylaşarak azaltır sorunlarını. Anlayaşın kıyı bulmadığı bir kalpte hırçınlık yolları çoktan kaplamış olur. Karanlık tünellerin biri biter biri başlar; bu başlangıçlar bitişler zamanla her şeyle kavga etmeyi emreder hale kelir. Kendimizle bile.
 Malesef içinde bulunduğumuz zaman dilimi, anlayışı çok çok ötelere taşınmış bir eski dost şeklinde sunuyor. Hem yakın hem uzak hem gitmeli hem gitmemelli diye diye ömür heyecan safhasından hezeyan safhasına çoktan geçmiş oluyor. Buna mahal vermeden huzuru tekrar yeşertmeliyiz bu bedenlerde zor olsada bir sevgili gibi peşinden koşmalıyız. Yoksa sıkıntılarımız bitmez, azalacağına artar ve biz nerde yanlış yaptık diye diye fani olan ömrüde iyice hiçliğe atmış oluruz...

14 Temmuz 2012

Akıp Giden Sel Gibi

Kırgın bir beden, kapanmak üzere kanlanmış gözler, belirsizliğin getirdiği gerilim ve yatağa bir kuru yaprak misali düşüş. Çok defa bu anı yaşarız, kaygılarımız, emellerimiz, neyi nasıl yapacağımızın hesabı ve bir çok yük. Kimse, dur! bi soluklan hele bir otur sakin ol demez. Herkesin kendince yükü ağırdır. Öyle ki bize beynimize, hayatımıza yığılan her şeyi yetiştirmeli ve o işleri bitirir bitirmez yeni koşturmacalara yol açmalı diyerek akreple yelkovanı eskitir dururuz.Takvim sayı boncuğundan öte anlam taşımaz bir vakit sonra, Kaybedecek zamanımız yoktur, kaybolacak dünya meşgaleleri için. Debelenir dururuz. Bir zaman gelir nefes tükenir hele şu duvara bir yaslanalım deriz, ellerde duvara dayalı halde soluklanırken, bir iki genç hızla geçer gider çekil babalık acelemiz var diyerekten. Tam kızacak oluruz, tam ağzımızdan nereye koşturuyorsunuz bu dünya fani heyy çıkacak olur. Susar kalırız. Bir avcumuza bakar, bir bedenimize bakar bir de geçmişe bakarız. Yaşanmış bitmiş sadece hayali kalmış eski bir zaman dilimi ve geri alayım desen, en değerli şeyleri ödeyeyim desen sonuç çıkmaz. Zaten yaşarken hep nakit ödemiş bitirmişsindir sermayeni. Yumrukları sıkar duvara vurmak istersin, ya da bari o gençleri yakalayım uyarayım diye koşmaya çabalarsın, olmaz derman sende değildir, çökmek üzere eğilmeye başlayan başın vakti zamanında bir kez eğilmemiştir. Şimdi eğilsende 'eğrisin' diye pek bi makbul görünmezsin. Öyle değil miydi, her şeyin genci tazesi, iyisi muteberdi geçer akçeydi, planlanda plana koşarken. Kusurlu, ezik, eksik olanlar pek bi itibarsızdı, yavandı, hep daha iyisi daha farklısı olmalıydı, sıradanı sıradan insanlar içindi. Sıradan biz olamazdık, ara sıra uğrasakta sırayla göçenlerin mekanlarına; sıramızı savar sıranın bize gelmesine daha çok var diyerek sırra kadem basardık.
 Şimdi çok sıradan bir ölüm dahi korkutacak, yüreğimizi yakacak, son parası yalnız eve gitmeye yetecek gariban gibi gidip bir daha çıkamayacağız. Oysa ceplerimize ne liralar girmiş ne poh pohlar sırtımıza asılmıştı; güzel güzel yaşıyorduk oldu mu ya şimdi, nerden çıktı bu hesap, bu sorgu, yok mu bunu bir hali yordamı yolu..??
.
.
.
.
- Bu kalabalık bu gürültü ne, iyi mi bilirdik kimi beni?!
Eyvah yoksa ben ben ö....!?

Dünya Kimseye Kalmaz


Dünya hayatının insanların gözüne nasıl müzeyyen gösterildiğine misal olarak şu kıssa anlatılır:

İsa -aleyhisselam- beraberinde bir yahudi ile sefere çıkmıştı. Yanında üç adet çörek vardı. Bir müddet sonra İsa -aleyhisselam- üç adet çöreği yahudiye emaneten vererek: “Bunlar biraz sende dursun,” dedi. Yahudi bir tarafa çekilip bunlardan birini yalnız başına yedi. Bir müddet geçtikten sonra İsa -aleyhisselam- “O üç çöreği ver” dedi. O da iki çöreği uzattı. “Üçüncüsü nerede?” diye sordu. Yahudi: “Zaten iki tane idi” dedi.

İsa -aleyhisselam- yahudiye yalanını ikrar ettirmeye azmetti. Yola devam ettiler. Biraz gittikten sonra üç parça külçe altın buldular. Yahudi bunları görünce hemen İsa –aleyhisselam-’a:

– Haydi bunları taksim et, dedi.

İsa -aleyhisselam- da:

– Şu biri senin, diğeri benim, üçüncüsü de üçüncü çöreği yiyen arkadaşımızın diye taksim etti, yahudi sabredemeyip:

– Üçüncü çöreği yiyen benim dedi. İsa -aleyhisselam-:

– Öyle ise benden uzak ol artık. İnsaniyyet derecen bu kadarmış. Bu üçü de senin olsun, deyip ondan ayrıldı.

Çok geçmedi üç tane hayırsız kişi geldi. Beraberce anlaşıp yahudiyi oracıkta öldürdüler. Sonra içlerinden birini yiyecek bir şeyler alıp gelmesi için şehrin çarşısına gönderdiler.

O gidince geriye kalan ikisi onu öldürüp üç altını üçe değil ikiye taksim etmek üzere anlaştılar. Ve dediler ki: “O çarşıdan dönüp geldiği zaman onu öldürürüz, altını ikiye taksim ederiz, onun nasibini de biz almış oluruz.”

Çarşıya giden arkadaşları da onları öldürüp altının hepsini almayı düşünerek aldığı yiyeceklerin içine zehir koyarak getirdi. Zehiri de bol koydu ki çabuk ölsünler.

O çarşıdan dönüp geldiği sırada diğer ikisi el birlik hücum ile onu öldürdüler. Sonra oturup ölüsü yanında onun getirdiği yiyeceği yediler. Daha yiyecekler bitmeden onlar da oracıkta öldüler.

Bir müddet sonra İsa -aleyhisselam-’ın yolu bunlara uğradı: Üç parça altın, yanında yatmakta olan dört ölü. İs'' -aleyhisselam- hayretler içinde onlara bakarken Cibril -aleyhisselam- indi ve olanları anlattı.

– İşte dünya budur! Şu insanlar niye bunun zînetine aldanıp kendilerini böyle perişan ediyorlar? dedi.   

18 Mayıs 2012

İkaz

Uyku, ikizi beklenen gerçek sonun
her dem tattıkça uykusu gelen insan
Bilmez misin mal mülk -her şey- "O"nun
Ah bir gün de uyumadan uyansan !
                                       H;M