13 Mart 2009

Peygamber İzleri: Çanakkale


..Sabah ders için okula geldi. Okulda hiç olmadığı kadar derin bir sessizlik hakimdi. Ders vermek için girdiği 1.sınıf öğrencileri dışında kimse yoktu sanki okulda.. İçeriye girdi, selam verdi.. sınıftan çıt çıkmıyordu selamına mukabale eden olmamıştı. Şaşırdı Ahmet Refik Hoca, 30 yaşında kaç senedir bu okulda Fransızca öğretmenliği yapıyordu ama böyle bir hale şahit olmamıştı. Sınıftaki bu durgunluk ne haldi? herkesin başı öne eğilmiş, hüzün sınıfın resmi olmuştu. Sordu, arka sıradan cevapladı mahzunca öğrenci Ömer:

"Çanakkale'de savaşmak için okula bir grup askeri kumandan geldi üst sınıflarda gönüllü gitmek isteyenleri savaşa davet ettiler ve bütün lise 2ve 3 ler bu davete şevkle icabet ettiler. Bizde heveslenmiştik. Fakat yaşımız henüz yetmiyor diye kabul görmedik. Bu hüznümüz ondandır, çok istedik olmadı.. Derken ön sıradan Hasan:

Hocam hadi biz küçüğüz almadılar ya siz,ya siz Hocam neden burdasınız hala??!..

Bu şok cevab A.Refik'i kendine gtirdi. Derhal sınıftan çıktı, Müdür'ün odasına girdi ve istifasını verdi...
... Anacığım ben Çanakkale'ye gidiyorum, döner miyim dönmez miyim bilemem. Ben gidince şu karşıdaki bakkaldan bütün ihtiyacını görürsün, ben o borçları bir şekilde öderim, üzülme dua et, ver elini öpeyim canım anam.. Ayşe kadın göz yaşları içinde yiğidini uğurladı Çanakkale'ye. İlk aylarda mektuplar geliyordu A.Refik'ten biricik anasına. 3. ay 4.ay devam etti. Sonra bir daha mektup ulaşmadı A.Refik'in köyüne.. Yedinci ayın sonunda kapıda bir asker elinde sarılmış bir çıkın. Başını eğdi o elleri öpülesi kadına uzattı. Ayşe kadın çıkın açtı; bir şehitlik madalyası, bgümüş bir köstekli saat ve gönderilememiş bir kaç mektup.. Oğlunu şehit haberini vakar bir şekilde karşılayan Ayşe Ana, doğru 7 aydır bir şeyler aldığı bakkala gitti.. Ey Salih efendi, kaç zamandır senden sorgusuz sualsiz bir şeyler aldım geçimimi sağladım Yüzüm daha yok sana bir şeyler demeye, bu çıkın al içinden işine yarıyanları al eğer yeterse. Elimizde olan budur evladım.. Bakkal Salih Ayşe Ana'nın yanındaki Gülsüm'e seslenip "şu raftaki defteri indir oradan ismin yazılı olduğu yeri bul bakalım dedi. Gülsüm defteri alıp A.Refik yazılı sayfayı açınca şoka uğradı. Ve ağlamaya başladı.. Bakkal duruma şaşırmış defteri eline almıştı. Gördüğü manzara dehşet vericiydi. Sayfanın üzerine iki çarpı atılmış ve arapça kanlı harflerle şu yazılmıştı:

"Ahmet Refik'in borcu Çanakkale'de şehitlik kanıyla ödenmiştir"...
* * *
Çanakkale haftasına giriyoruz. Kendi kavgalarımızı yaparken bu memlekette ne halde kurtarıldı unuttuk gittik. Ne halden bu hallere geldik hiç umrumuzda değil. Çanakkele biz yeni nesil için üç beş fotoğraftan ibaret gördüğümüz uzak bir hal olmamalı. Bir kez daha düşünmeli ve kendi halimize bakmalıyız. Neyi beğeniyor neyi beğenmiyoruz düşünmeliyiz. Ve Dua etmeliyiz Hz.Mevlam bu millete bir daha savaş göstermesin..."


'Bu, taşındır' diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
. . .
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.

Mehmet Akif Ersoy

Hiç yorum yok: