15 Eylül 2009

"Kadir" Bilmek


Ne zaman aç kaldık en son, ve ne vakit bir garibin açlık çığlıkları kulağımızı tırmalarken, yüreğimize dert oldu. Çok kez basit meseleleri dertlenirken, çok az ciddi meselelerin varlığından haberdar olduk. Yokluk, varlığın kelime cisminden zıttı iken, hayatın bir çok parselinde yerleşmiş. Kimimiz ekranın soğuk yüzünden tanıyor ve biliyoruz başka hayatları, sıcak çayımızı yudumlayıp, fıstığı, fındığı havada yakalamaya çalışırken, kimimiz kokusuna dahi katlanamıyoruz belkide..


Halbuki şikayet etmek gerekirse bir şeyleri, ilk kendi heves ve kuruntularımızdan başlamalıyız. Farkında olmadan koşturmacanın selinde kürdan misali akıp gidiyoruz aslında. Gücümüzün yettikleri değilde yetmedikleri asıl hedef olunca mutluluğu emekliliğe erteliyoruz çok defa ve görüp göremeyeceğimiz belli değil elli küsurlu yılları..

Amaç mutluluk ve ağız tadı ise, çaresi kanaat denen giz de saklı. Elde olana, dilde kalana, kualağ ve mideye dolana kanaat. Komşu'nun tabağını verirken içerisine bir avuç şeker koymak güzel bir inceliğin yanında tatlı bir sohbetinde kapısını aralama fırsatı değil mi?.. Yokuş çıkarken rast geldiğimiz bizden biraz yaşlı bir kimsenin elindeki poşetlere yardımcı olmaya çalışmak güzel bir duanın kapısın aralayıp, neşe getirmez mi kalbe..

Daha yeni sel felaketinin şahidi olduk, ağlayanlar, evladını yitirenler, umutları su içinde eriyip gidenler ve daha ne acılar yansıdı ekrana, sayfalara, ajanslara. Eğer hala keyifle yudumlayacak çayımız varsa aklımızda biraz frenlemek gerekir diyorum hislerimizi. Evet hayat devam ediyor, elden pek fazla bir şey de gelmiyor çoğu zaman. Fakat yakınmamıza sebep ne? Sağlıklı olmak, gülebiliyor olmak, evladımızın saçını okşarken bir şeyler sahibi olmanın hayalini kurabilmek ve daha nice parayla sahip olunamayacak hasletler, yetmez mi?.. Kadir bilmek için kayıp listesine bir not mu düşülmeli "eyvah eyvah" figanıyla.. Kim nasıl yaşarsa yaşasın, bir kaybın cendersinden illa ki geçecek, ama süt banyosu yaparken, ama sokaklarda titrerken.. Kapyı çalacak olan amandan ve zamandan anlamayacak, "çık diyecek ey ruh, çık ve asıl vatanına dön!"..

Hani ne yapsam da ölüme çıkış vermeyen bir yazı yazsam diyorum ama olmuyor, olmayacakda, gaye: olacak olanı zaman elimizden kayıp gitmeden an be an, olmadı fırsat buldukça düşünmek; sahip olduklarımızın kadir ve kıymetini her ne olursa olsun bilmek.. olmalı..

Hiç yorum yok: