01 Ekim 2009

Aşk Sayıklamaları*3


Aşktan öte..? ...Var aslında, ama aşk üzerine konuşmak kolay, zira ne istifa etmek gerekiyor bıkınca ne kovuluyorsun, ne mesuliyet var sırtında yük gibi ne kuralları. Aşığım deyince sanki her şey bitiyor, efsunlu geliyor şehrin sokaklarındaki eski püskü kaldırımlar bile. Sanıyorsun ki aşık olunca her şey düzelecek, merhamet artacak, sevgi kuvvetlenecek, huzur temini kolaylanacak geride kalanlara. Evet aşk ile yaratılan bir dünyanın aşka bağımlı ademoğullarıyız ama gelin görün ki bu alem aynı zamanda imtihan alemi. Bir söz var evvelinde verilmiş ve bu sözün meyvesi, ya ebedi cennet ya da ebedi cehennem..

Aşk his olarak oldukça kuvvetliyken dahi, merhametin muhtacı oluyor. İster yardan merhamet ister ateşten merhamet. Asıl merhamet için ise pek çok aşka gerek var..

Aşktan öte yok mu derken insanın nasıl bir aşk ile hemhal oluşuna bakmak gerekir. Sonu merhametin kapısını zorlayacak kadar sürekli olan bir aşk mı? gazabın kapılarını açacak kadar meyus bir aşk mı?..

Aşk bir teslimle başlar ama her aşık teslim olmaz, teslim olan iman etmiş olur ilk adımında, olmayan inkar. İman edene farklı aşk kapıları açılır behemal, boş durdurulmaz, duramazda zaten.. İmanı aşk ile kuvvetlendirdikçe yardımcı kollar destekler ve aşk asıl olanın huzuruna çıkacak hale gelmeye başlar. Edep, merhamet, sabır ve itaat bu kolların en mühimleridir; ancak edep olmazsa olmaz..

"Sakın terk-i edebden kûy-ı Mahbûb-i Hudâ’dır bu

Nazargâh-i ilâhidir, Makam-ı Mustafâ’dır bu"..


.. Muraât-ı edep şartıyla gir Nâbî bu dergâha

Metâf-ı Kudsiyandır cilvegâh-ı enbiyâdır bu .. "

der Nabi yanan yüreğiyle Medine yollarında..


Aşk kendini sunarken gönüllere, bir çok inceliğide getirir yanında ve tohum halinde serper; akıl görür, bekler, korur ve hasadını alır.. Olur a nefs girerse bu bağa, baykuşlara ev olur kalır..


Sabır, incecik sırat;

Murat içinde murat.

Sabır Hakka tevekkül.

Sabır hakka itimat..

diye yorulurken şairler sultanı bilmem hangi aşkın darboğazında düğümlü kaldı?..


Kimi gülün peşinden koşarken, bülbül gibi kimi de alır her şeyi sinesine iner bir yağmur gibi..


Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım...


Aşktan öte var, neler var neler yok gören göz değil, ağlayan göz olmak gerekir bulmak için, söyleyen dil değil, yalvaran dil olmak gerekir sormak için; pul olmak gerekir doğru adresin kıyısına, kul olmak gerekir asıl yolun muştusuna..

Bilmem ey kalbim yazarken bir yerlere şahit tutarken kalemi önüne anlıyor ve istiyor musun?

3 yorum:

bahar gelsin dedi ki...

bu şiire bitiyorum eline sağlık

karakalem dedi ki...

Güzel naatlardan biridir, ve son zamanların zirvesidir, pek şairimiz kalmadı maneviyatı özümseyen.. Sağolun..

ozgurolumlu dedi ki...

teşekkürler