20 Ekim 2009

Aşk Sayıklamaları*5 (Zaman)


Beden yorgun düşüp, gözler uykuya doğru yol aldığında, ne gece beklenir, ne gündüz olması umursanır, hafif bir yatak ve uzun bir uyku.. yeter..


aman içinde adledilen vakittir sahip olduğumuz değer; zamana sahip gibi görünsekte zaman uçup gider an be an elimizden.. Sahipliğimizi ispatlarcasına, 365'e bölmüşüz uzun olsun diye, yetmemiş, otuzar otuzar kullamalım demişiz, daha çok şey sığdırmak için, ve sonra hayatımız öyle dolmuş öyle dolmuş ki, hafta, gün saat ve hatta saliseleri görmek ister olmuş emellerimiz..


Şimdi zaman yetmiyor hiç bir şeye; vakit kalmıyor demek mi doğrudur ya da..


Mecnun zamana sığdıramayanlardan aşkını, ama aşkına tüm zamanını harcıyanlardan aynı zamanda..

Eline ne geçti dersek, bilinmez bir soru olur zamanımızı aşar lakin, efsaneye göre, asıl aşkı bulmuş zamanın mesudu olmuştur, der hikayeler..

... Bizim hikayemiz bittiğinde genelde iyi bilirdik cevabından öte, özelde ne cevap dolaşacak ki acep zihinlerde..

Hani her şeyimizde aşk kokusu vardır ya, filmlerde, dizilerde, paramızda, evliliğimizde, okulumuzda, ilmimizde ve özelimizde..

Özelimiz dışındakileri, mantık çerçevesi içinde zamanın akışına iyi kötü bir planla tutturuken, özele gelince şuurumuz, aklımız uçup gidiyor, geceleri gündüze, akşamları sabaha, açlığı tokluğa , varlığı yokluğa karıştırıp, divane gibi geziyoruz. Ve bu ahvalin cevabıda pek meşhur; aşığım, çok seviyorum.

Aşk gelince zihin yer değiştirir, gönülle. Ve zamanı unutup gider, yitik olur gençliği, ömrü. Hani her şeyin zamanı vardır ya, aşkında sevmeninde zamanı olmalı, mevsimi olmalı. İhtiyar bir bünye aşktan ne alır da ne verir. Ne bekler ki gelecekten, sevgiliye gelecek sunar. Yaşını başını almış bir aşık, mantığı katık edipde sever ama çabukta soğuyuverir. Gençi dizginleyemez hiç bir şey, deli taylar gibi dağlara taşlara vurur kendini, öyle ki suyun akışı değişir de gencin yare bakışı değişmez.. İşte bu noktada zamanı devreye sokup tıpkı akarsuları dizginleyip kullandığımız gibi aşkı da lehimize kullanabilmeliyiz.



Kolay mı? kolay olsaydı mecnun mecnun olmazdı, zor mu? o vakitte aşk yaratılmazdı..

Kimi meyus bir aşkın divanesi olup her şeyini o yönde harcıyor, ağlıyor sızlıyor, dövünüyor, gayesini unutuyor yaratılmışlığın, kimi de asıl aşkın terennümü olduğunu bilip kadere boyun eğiyor, gam değil; hüzün, isyan değil; itaat taşıyor..
Kimin zaralı çıkacağı aşikar ve epey zararla dolanıyoruz aslında. Yarının kıymeti, bugüne çıkmamızdan mütevellit aslında ve yarın yinede cepte değil ve öyleyken, aşkıda bir zamana bağlayıp zamansız sızlanmaların, sebepsiz isyanların muhatabı olmasak, daha güzel olmaz mı?..

Karalar bağlamak ne denli uygun bu necip ruhun kimyasına ?..

Evet yaratılış bir aşkla başladı ama rızaya, ahlaka, ruha uygun bir aşkla. Hiç bir ademoğlu, aşktan uzak değildir, fakat ahlaktan da uzak olmamalıdır. Çözümü kalemin yazdığı kadar kolay sunamaz belki reçeteler ama öyle aşıklar var ki yolu açmış, yönü çizmiş zamanı karşısına değil yanına, kaderi arkasına değil önüne katmış..

Bilmem hangi aşkın eteğinde barınak kurmuşuz, bilmem hangi kalbin yoluna derdest olmuşuz, ama bilirim ki, bir yol her yolun her zamanın ilk noktası.. Bulmak mı, o da aşığın aşkında değil yine aşka bağlanan kısmında..

1 yorum:

bahar gelsin dedi ki...

http://sensizyildizlarabakamam.blogspot.com/2009/09/ask-kisa-bir-golgeliktir-dunyada.html

byyybyyy