03 Haziran 2010

Kısa Hayat, Uzun Dertler..


Zaman o kadar hızlı akıyor ki, sevincimiz, hüznümüz, kinimiz, kızgınlıklarımız, ardı ardına eklenerek doğup büyüyor ve bir çok şeyi daha içimize sığdıramadan unutmak zorunda kalıyoruz. Geriden başlamak mı desem ya da yeni başlamak mı karar vermiş değilim. Her iki nokta da aynı aslında, yaşamı güzel kılan ve değerli kılan bir inanç ve ruhi menbaı yoksa, her türlü sonuç ucu açık kalıyor. Son yaşanan olayları neresinden tutup değerlendirebilececğiz ki?.. Kelimelerin yetmeyeceği o kadar çok hadise oluyor ki, bu topraklarda ümit yeşertecek bir ümitvar dahi kalmayacak.. Maksat birilerinin ceza alması değil, ceza ile çözüm olsaydı hapishaneler, tutuk evleri, hakim masaları suçlu dosyaları ile dolup taşmazdı. Ceza asıl olarak suçluyu temizleyen bir şey değil, suçun ederi mukabilinde elindeki bazı hakları kısıtlamaktan öte bir işe yaramıyor bu alemde.
Kim ki içinde ahlak ve sorumluluk taşımıyorsa ve bir hesabın olduğunu düşünmüyorsa onları kınamak, had bildirmek yetmez. Yetmiyor da zaten. Genelden özele indiğimiz zamanda aynı sorunla başbaşayız aslında. Kendi hayatımızın dinamikleri kaç kez sallanmıyor, kaç kez bozulmuyor ki?. Fakat tedbiri aynı suçtan hatadan beri olmak için değil kurtulamayacağımız için alıyoruz. Çünkü yaşadıkça bir çok hatanın, günahın avuçlarında gezeceğimizi biliyoruz. Acı olan bu. Her sabah güne akşamdan kalan, dündan kalan şükürsüzlük, beğenmemezlik ve tembellikle uyanıyoruz. Beğenmiyoruz çünkü sokaklarımızda kavgalar eksik olmuyor, ruhumuzda eksik olmadığı gibi. Ekran başına oturan akıllı bir kul, beş on dakika içerisinde şükür ifadelerinin en güzelini aramalıdır, bulmalıdır. Ama o kadar alışığız ki bombaların, ölümlerin bizden uzakta olacağına, bombayla olmasada, yatakta öleceğimiz dahi gelmiyor akla. Sebep, neye inandığımızı bilmemek değil, niye inandığımızı anlamamak, ve bir çok olay ve yıkım gelip geçiyor gözümüzün önünden; ama biz kendimize hala gerekli çeki düzeni veremiyoruz.

Hiç yorum yok: