23 Temmuz 2010

Aşk Sayıklamaları*9


Zaman pek çok şeyin şahidi olurken, bir çok şeyi de hafızalarımızdan alıp götürüyor. Hayallerin asıl kaynağı elde ettiğimiz cekici ve cazip nesneler midir yoksa, o cazibenin ulaşılmazlığına kavuşabilmek midir?.. Her ikisi cevabın kaynağı olabilir de, hayal kurduran ve o hayali gerçek kadar zannettiren başka bir güçlü kuvvette aşk değil midir?...
Her koşulda aşk konuşulabilir, yaşanabilir, edebiyatın özünü aşk oluştururken, geriye kalan sanat dallarının, yaşam hallerinin özünü başka şeylerin salt tek başına oluşturduğunu düşünmüyorum düşünemiyorum. Ticaretin en iflah olmaz tacirlerinden, savaşların en acımasız komutanlarına kim nelerle meşgulse kökeninde hayalinin gerçekleşmesi hevesi vardır ve bu da bir nevi o hedefin aşkıdır.
Peki ya bunu tetiklerken bizler aşktan mı güç alıp aşka göre yaşamaya çalışıyoruz, yoksa aşk mı bizden beslenip kılıktan kılığa giriyor. Cevapı bir iki kelimeyle özetlenecek kadar kolay olmasada, eski zamanın saflığnın pekte kalmadığını hissediyorum bu fani zamanda.
Kim görsem etrafta aşka bir şekilde kaşık bandırmış, ama tıpkı 2. Mahmud'un bir garibanı sevindermek için hazinesini açıp, eline bir kürek vererek;- hadi bakalım al şu küreği daldır altınlara ama bir hakkın var ne gelirse seninindir demesi ve yoksul adamın şakınlık ve pür sevinçle küreği ters tutması sonucu kürekte hiç bir şeyin kalmaması haliyle, 2. Mahmud' o meşhur sözü söyletmiştir: Vermeyince Mabud, neylesin sultan Mahmud.."
Bizim nasipsizliğimizde ve nasibimizde bazen yoksul bir aşk filizlenebilir ve o yoksulluğa sabırla, hazinenin asıl sahibine bir yol açılabilir de. İşin özü ve sırrı İmam-ı Rabbani Hazretlerinin, "her işin sırrı sadakattedir"buyurduğu gibidir.
Sadakat için kaçımız sadık bir kul ve sabır yolculuğuna çıkabildik ki? Sadakat bağlılığın en üstünü ve tek başına bir kandil gibi parlayanı, ne severseniz sevin, nasıl severseniz sevin sadık kalmadıkça, sadık bulamazsınız.. Bulamayınca dönüp dolaşıp kapının eşiğinde kalır bir adım atamadan, gayriden sever, iç çeker, ah yarin perdesi dahi bir açılsa da yüzünü görebilsek dersiniz, deriz..
Hayaller demiştik başta, hayallerde sadakat ister, daldan dala atlayan aşık nasıl ki, şehla'yı Leyla diye severse, hayalden hayale koşanda, rüyayı hayale diye sever, halbuki rüya uyku halinde görülür. Hayal gibi kurgusu zihne ve kalbe ait değildir. Uyanınca biter. Hayallerini aşkın sadakati ile yoğurup birde sabırla katık edebilirsek, yare vasıl olsada olmasada üzüntü ve gam çivi çakmaz yüreğe, ama sadece kuru bir hayale, heves eklersek hevanın peşinden heba olup gideriz ki yar o vakit hiç gelmez, gelsede havasına kapılmış hayal evine yerleşip kalmaz, kaçar gider, peşinden meyus ve müflis bakakalırız..

Hiç yorum yok: