03 Temmuz 2010

Önce Yazıldı ve Hep Yazılacak


Sözün gümüş ettiği yerde susmayı altınla ödüllendirmiş bir toplumun, acaba yazmak üzerine ettiği güzel kelamlarda var mıdır?.. Susmak için bilmek gerekli olduğuna göre, o bilmeyi de bir yerlerden okumak ve öğrenmek gerekir. Yüce ve güzel dinimiz İslam'ın ilk emri'nin oku olması, okumak içinde bir yerlerde yazılı bir şeylerinde olacağına işarettir aynı zamanda. Yazmakta, okumak kadar değerli ve gereklidir. Yazılan ve kaydedilen bir daha yeryüzünden kaybolup gitmez, arayan, bulmak siteyen bulur, öğrenir ve tercihinide yapar; susmak ve konuşmak üzere..


Hani okusunda adam olsun derler ya saf tabirle , arkası ve önü pek doldurulmaz genellikle. Okusun, okuyalım zamanımız beyhude akmasın kısacık ömürde de, ya peki ne okuyalım, neyi okuyalım?..


Okumak ve okutmak için yazılı bir eser bir döküman gerekir ve her yazılanada itibar edilmez. Yaşamı ilk gününden bugünlere kadar gelen süreciyle ele aldığımız zaman yazının icadından sonra dünyanın gelişiminin farklı bir seyre oturduğu yadsınamaz hele ki matbanın hayata uyarlanmasıyla son yüzyılın değişimi inanılmaz derecede hızlanmıştır.


Edebiyatın içine girdiğimiz zaman olsun dini gereklilikleri uygularken olsun hep yazılmış olanı ararken, kaynağına inebildiğimiz zaman daha bir mutmain olur ruhumuz.

Yazmak bir ruhun arayışı değil insanlığın kendini ispat için, bende dünya da vardım demek için kullandığı yegane daldır. Konuştukça büyümez insan, her defonun en üst seviyeden alta aktığı kelimeler konuşmanın, sürekli konuşmanın olmazsa olmazıdır. Kimin konuştuğu önemlidir burada ve akla gelmezde değil hani her konuşan kusurlu mudur, herkes mi susmalıdır diye.. Elbette hayır, konuşmasını istediğimiz, sevdiğimiz beklediğimiz kimseler yazılanların tezahürü gibidir, ki illa önce kalplerine, yüreklerine yazılandan aktarırlar ..

Okudur bu dünyanın özüne inen ilk tavsiye, öncelikli emir.. Ve okunacak olan tüm zamanların en mükemmeli, yegane yol göstericisidir.. Ve sonra sırasıyla her kimse kendi yolculuğuna göre yazılanları bulur, bulmalıdır ve illa okumalıdır.. Yazmak bu sebeple, konuşmaktan öncedir ve elzemdir. Biz insanlar dahi, ezelde yazılan bir İlahi (c.c) muradın, eseriyiz, yazısıyız, ve zerden küle her şey yazılana mukabil değerlendirilir. Yarın hesap gününde itiriraz edecek olan bizlere, bir büyük kitap gösterilip, "al oku, dünyada okunması gerekenleri okumadın ve bizde fütursuzca -bir yol göstericinin yazdıklarına- bakmadan yaşadıklarını yazdık, yanlışsa itiraz et, konuş!!!"..


Halbu ki ne zor, zor ötesi dahası o an en iyi yaptığımız şeyi yapmak, konuşmak; çünkü her şey yazılmış çizilmiş, nokta nokta karşımızda..

Yamak bu yüzden önemlidir, insalık tarihi hep yazılmıştır, tarih olsun, edebiyat olsun, bilim olsun, sanat olsun her biri eserleri büyüklüğünde anlaşılır, tartışılır kabul edilir.. Bu zaman yazılmış kaynaklara ulaşabileceğimiz en ferah zamanlardan ve eserler, yazılanlar, yazılmışlara ek yazılar öyle çok ki, itiraz edebilecek bilmiyordum diyebilecek bir nefis olamaz, olmamalıldır.


Bir kimse hiç durmadan alabildiğine konuşabiliyorsa, önüne bir kitap koyup, al oku, düşün ve sus demelidir ki bunca yazılmış kaynaklar kitaplara hürmet olsun. Her ilmin her yolun ağır işçileri önce başka bir yazılanı okumuş sonra kendileri yazmış kalemleri konuşmuştur, kendileri sessizliğin içinde yazılı kalmayı tercih etmişler, pek az konuşmuşlardır.. Bu sebeple ilk işimiz okumaktır yazılmışları, inatla, isteyerek, şevkle ve sonra gücümüz yetiyorsa usulünce yazmak, yetmiyorsa, az konuşup çokca okumak.. Çünkü her şey Rabbani bir yazgı ile başlamıştır..

Hiç yorum yok: