30 Kasım 2010

Gölge...!


gecenin herhangi bir kör vaktinde, gölgemizi görebiliyorsak eğer muhakkak etrafımızda bir ışık vardır. Işık olduğunda asli bedenimizin tezahürü olarak meydana düşer gölge gölgemiz. Bu sebeple aslolan önce mevcudiyetimiz ve bekası sonra ışık, o ışığın bize aksi. Dünyayı bir gölge olarak varsaydığmızda, bu gölgeni aslının olduğu bir mevcudiyetinde olduğu aklımıza düşer lakin, öyle hallerle hemhal olmuşuzdur ki- aslı gölge gölgeyi asıl olarak kabul edip öyle yaşamaktayız. Bazen gece olur ve gölgenin kaybolduğu fark edelir ve fani nede olsa gelip geçeceğiz hissiyatı sarar alımızı ruhumuzu, hemen oracıkta değersizleşiverirken gölgemiz, az biraz sonra güneşin doğmasıyla akşamdan kalan fikirler emekliliğe ayrılır uzun yıllar yaşayacağımızın varsayımıyla, halbuki gölge dahi akşamı göremez bir yerlere kayboluverir. Buradan bir sonucaulaşmayı düşünmek yerine hep ileriye yığınlamayı seçeriz. Hele bir gelsin bakarız, hele bir yaşlanalım sağsalim ve dört elle sarılırız. Öyle midir gerçekten, sarlıp hiç bırakmayacak ahvali bulabilecek miyiz günün birinde yada o ilerisi şu an mıdır sadece şu an.. yarın meçhul olamaz mı?

Eğilip kalkışımızda, oturup serişimizde gçlgemizde aslımızın kıvamında debelenir, aslımız gölgemize rol modeldir hattı zatında; hiçbirimiz de zaten gölgeye bakarak şekil almayız onun bize bakarak şekil alacağını biliriz. O halde yaşamın dakikaları su misali kayıp giderken neden hala gölgelerimizi dikkate alıp o nerede eğilirse eğiliyor nerede kaybolursa kederleniyoruz. Bırakalım bizim asaletimiz yönlendirsin, bırakalım güneş en tepedeyken, gençlik misali taze ve duruyken, kısalsın gri izdüşümlerimiz.Aksi halde gölgemizin boyu gittikçe uzuyorsa, bu günün sonuna oldukça yaklaştığmızı haykırıyordur olabildiğince... ne mutlu çok geçmeden duyabilene

1 yorum:

KoLoNBo dedi ki...

http://www.tarihiyerlerimiz.blogspot.com/

TÜRKİYENİN TARİHİ YERLERİ VE ESERLERİ YEREBATAN SARNICI BEYLERBEYİ SARAYI BALIKLI GÖL ARTEMİS TAPINAĞI MISIR PRAMİTLARİ UYGUR ALF. ...