26 Kasım 2010

Tartışmaların Göbeğinde


Nasıl bir toplum haline geldiğimizi anlamak için bir bakmak lazım aynada kendimize. Etrafımız çılgınca tüketim vesveseleri ile yığılmışken, çoluğumuz çocuğumuz gencimi yaşlımız zamanın her anını yakalama derdine düşmüken çok şeyi de mübah olmaya itiyoruz bilerek yada isteyerek. Bugün ben bilmiyordum, aa haberim yokmuş demek için çok geç artık. Bilgi denilen mefhum artık çok uzaklarda değil. İstediğimizi bulmak için nitelikli bir araştırma kafi. Nitelikli diyorum zira her bilgi doğru sonuca götürmez.

Basitinden zoruna bir oyun için, bir eşya için, ihtiyacımız olan bir harcama kalemi için gece gündüz demeden bilgi toplayabiliyor, gerek bilgisayarda, gerek sokalarda per perişan vaktimizi kullanabiliyoruz. Elde edeceğimiz sonuç, ele geçireceğimiz metanın bizde olmasının verdiği zevkten yukarıda değil aslında. Empoze edilen değersizlikler zamanla değerleşip katılaşıyor. Ve bu katılaşma maddenin üç halindeki seyirler gibi kolayca sıvı ve buhar olmuyor. Çünkü yaşadığımız gibi inanmanın yolları açılıyor önümüze. İnandığımız gibi yaşamanın şartları ağırlaştırılırken, inacımıza temel olacak itikadi ve ahlaki değerler renkler ve zevkler tartışılmaz klişesinden daha alt seviyelerde tutuluyor. Bir kimsenin zevkine yaptığını tartışmak ayıp ve yanlış olarak değerlendirilirken inanca dair yaşama rükunleri, bırakın tartışılmayı alaşağı edeilecek seviyelerde konuşuluyor çağdaş(!) dünyamızda. Kim neyi nerden nasıl bulup çıkartacağının derdiyle hemhal iken akıllı ve şuurlu kimselerde artık yolun kenerında bir handa dinlemeye çekilmiş gibi sadece gelip geçenleri izlemekle iktifa ediyor. Toplumun akıll hocalığını yapanlar vesvesenin ilk kaynağı olanın takdirini çoktan kazanmış durumdalar. O vesvesenin melun sahibi dahi bu kadar ielerleyeceğini düşünmemiştir heralde ki mazallah yinede uzak olsun bizlerden..

Hiç yorum yok: