15 Mart 2011

Eylül'ü Özlerken


Eylül’de melûl oldu gönül soldu da lâle

Lâleyken emel ermedi bahçemde kemâle

Gelmez bu elem neyleyelim fazla suâle

Bir hâile ömrüm ki alınmaz bir kâle ...



Diye ağyarını gönülden dile döken şair de benim gibi Eylül melalini sevenlerden. Hüzün gönül telinin en hassas menbaından damıtılıp akarken, sonbaharda eylül ile tellendirir ilk mevsimini aşkların. İlk mevsimi dediğime bakmayın, her aşık hüzün taşır birazda korlanmış yüreğinde ve bu sebeple mevsim ne olursa olsun aşığın kalbi biraz eylüldür çok keresinde.

Hüzündür eylül, gam değil. Gam yıkılmaya yüz tutan heveslerin karanlık bir tünel içerisinde kalması gibidir. Gamlı baykuş olmak ne insanın kederini teskin eder, ne de az da olsa bir ümidin kulbunun ucundan tutturur. Hani eskiler öyle tespit etmişler duvarı nem insanı gam yıkar diye. Gama değil, hüzne tutulmak lazım illaki dert edinmek düşerse fani hayatın gerçeklerine..
Eylül, hüzünlü aşkların ilk satırları dedik ya, neden sadece eylül bu denli hüzne yakıştırılmış bir bakmak lazım, bir irdelemek lazım. Sonbahar biten yazın özeti gibi aslında ve de kendisinden sonra gelecek olan kışın. Ben kendim dört mevsim içerisinden en çok sonbaharı başlangıç sayarım, çünkü ne tam bitmişlik, eksiklik vardır ne de olgunluk zirve yapmıştır. Ortasıdır bir çok rituelin. Kaygıların, kavgaların, aşkların, terk edilişlerin ortası olduğu kadar, yeşerecek ümitlerin, beslenecek yeni hedeflerinde bir ucu, bir tutam sarılışıdır. Kalan üç mevsimi görmeyen bir insan, bir fani sonbaharı görse tek, yeter ona, hayatın özünü temelleştirmek için. Yağmurla başladığımız günün, güneşle devam edeceği belli belirsizken, sert bir rüzgar sıkı sıkıya tutunmayı, sarılmayı tenbih eder estikçe semadan arza. İnsan sıcakta serilir, yayılır, ve bu sebeple yaz mevsimi hesabı tutulmayan zenginlik gibidir. Sonbahar bu zenginliği kitapsız hesapsız har vurup harman savuranlara ders olsun diye daha bir çeşitlidir. Sabah olur güneş enseyi yakınca, o zengin yazı özler hayıflanır; öğlen oldu mu, soğuk ısırdıkça teni bedeni, bir titreme gelir ve şükre sarılmak gerektiği ayan olur.


Sonbahar, güzel mevsimsin sen; ılık meltemlerin yüzleri okşadığı yaz akşamlarının son demleri, beyaz bir örtü olup her yanı saracak kar tanelerinin çok önceden haber vereni, sonbahar; yaşanılması gereken mevsimsin sen..
Hüzün sonunu bilipte sonuna gerektiği kadar hazırlanamayan aşığın sıfatı olmalıdır, ve gölgesi ikindi vakti düşen uzunlukta kalmamalıdır ...

Hiç yorum yok: