Ruhun örselenmesi, kalbin yorulması ve bedenin sonunda bitkin bir halde yığılması. Günü birlik telaşların sonunda elimize geçen yegane sermaye. Yaşamak elbette ki gerekli, su gibi hava gibi yaşama tutunmak. Fakat yaşadıklarımız labirent içerisinde gezinen yolcuların haline benzemeye başlıyor gittikçe. Teknolojinin başdöndüren hızı, hayatımızın kıymetlerini bir anda kıymetsizleştirip kenara bırakıveriyor. En kötüsüde elimizdekileri gözden düşürmesi. Gözden düşenin gönle girmesi o kadar zor ki, dönüp bakmıyor, sormuyor ve hatta istemiyoruz. Sürekli bir "yeni" telaşı var içimizde, eşyalar yenilenecek, araba yenilenecek, buzdolabı yarıya inmiş boş sayılır, dolduralım, eyvah yaz geldi biz evde kaldık vb.vb.. Liste uzar gider böyle, koşuşturmalar içerisinde kendimize ve ailemize zaman ayıramadan ömrün "taze yıllarını" harcayıp gidiyoruz.
Nasrettin Hoca'ya sormuşlar:
“Kimsin?”
“Hiç” demiş Hoca, “Hiç kimseyim.”
Dudak büküp önemsemediklerini görünce, sormuş Hoca:
...“Sen kimsin?”
“Mutasarrıf” demiş adam kabara kabara.
“Sonra ne olacaksın?” diye sormuş Nasrettin Hoca.
“Herhalde vali olurum” diye cevaplamış adam.
“Daha sonra?” diye üstelemiş Hoca.
“Vezir” demiş adam.
“Daha daha sonra ne olacaksın?”
“Bir ihtimal sadrazam olabilirim.”
“Peki, ondan sonra?”
Artık makam kalmadığı için adam boynunu büküp son makamını söylemiş:
“Hiç.”
“Daha niye kabarıyorsun be adam. Ben şimdiden senin yıllar sonra gelebileceğin makamdayım: "Hiçlik makamında...

3 yorum:
Isabetli olmus, kutlarim, tesekkürler. Hayatin bu yönünü kesinlikle unutmamak lazim.
Hayatin bu yönünü kesinlikle unutmamak lazim. Isabetli olmus.
Hiçlik makamına ulaşmak, vezirlik makamına ulaşmaktan kat be kat zordur bir açıdan bakıldığında...
Yorum Gönder